Friday, September 26, 2008

neresi?

simdi orasi, orasi tamam.

ben oraya gelince orasi burasi olcak, burasi da orasi.

ama ben hep aslinda "orda" olmak isticem.

insanoglu cok acgozlu.

ya da maymun istahli mi deseydim?

evet.

Saturday, September 20, 2008

yap sen bunu

paranoyak mi oldum? sen kimsin ya?

evde oturmayali yillar olmus gibi hissediyorum.

seninle gorusmeyeli de.

ama sen kimsin?

biriyle tanistim son gunlerde. gittigi her yerin adresini falan not aliyo. ne guzel diye dusundum. benim de gittigim cok yer var. ama sanki hic birini hatirlamiyorum diye hic gezmemisim gibi geliyo. ya da soyle; o kadar cok "aa yapalim onu bi gun ya." dedigim oluyo ki, sanki bisi yapmiyomusum, oole bos bos geziyomusum gibi geliyo. listeler yapmaya karar verdim. yanimda zaten kagit kalem tasiyorum. ne var yani cikarip not alsan bisileri? yap sen bunu.

Friday, September 12, 2008

ilk laptop. (kac tane olucaksa..)

yeni bilgisayar aldim kendime gecen haftalarda, dun anca geldi. aslinda yeni dedim ama eskisi hic olmadi. o yuzden "bilgisayar aldim kendime" demek daha uygun olur. hep baskalarininkini kullanip sahiplendigimden midir nedir, sanki bu da benim diilmis gibi geliyo. oolesine kullandigim bisiymis. 

bi de sey derlerdi, kendi kazandigin parayla aldigin seyler daha kiymetli olur. bi sahiplenme duygum yok heralde. ya da emegimin kiymetini mi bilmiyorum ne.. kendi paramla aldigim her sey sanki babamin parasiyla almisim gibi.. fazladan bi degeri yok benim icin. ama sey, hediyelerin bi onemi var, evet. o farkli bi kategori mi bilmiyorum gerci.. 

farkli sanki..

edit: bozulup, mavi ekran verip duruyodu. turkiye'ye geldigimden beri bi kere bile kapanmadi. hava degisikligi istiyomus meger saf..

Tuesday, September 9, 2008

ailecek hastasiyim...

Friday, August 29, 2008

yeter ama

neymisim?

uzgunmusum, yalnizmisim.

herkes uyuyakalmis.

uyansaniza!

bu saatte uyunur mu?

hem neden boole bi basima birakiyosunuz ki beni?!

Wednesday, August 27, 2008

yine kabus

bi hastanedeki doktorlarken bi hastalik sonucu ortaya cikan hastaneyi terketme programinda bizi unutmuslar, veya hastalar artik sapkinlastigi icin vakitleri olmamis bizi almaya. biz hasta olmusuz, hastalar doktor. yagmur yagiyor, millet oynarken deli gibi, biz kacmaya calisiyoruz. mutlaka biri vardir hastanede derdimizi anlatabilecegimiz diye hastanenin derinliklerine daliyoruz. garip garip sahnelere sahit oluyoruz hande'yle. doktorlarin da hastalar tarafindan canlandirildigi bi derste iki adami mumya gibi sarmalamislar ve duvara yaslamislar. sadece birinin basinda sapka var, sanirim kim oldugu anlasilsin diye. bi beyzbol sopasiyla adamin yuzune vurmaya basliyo doktor rolundeki. ogrenciler olan hastalar da senleniyo, sevincli seslerle eslik ediyolar doktora. hande'yle bana ise bazi doktorlari eglendirme gorevi veriliyo, tek disi biz kalmisiz hastanede. adamlar ustumuze saldiriyo, ders tam zamaninda bitiyo. dugmelerimin koptugunu ve kirildigini goruyorum.. neyse ki hemen koridorun ortasina bi bufe koymuslar. ama sacma sapan seyler satiyolar. ameliyat malzemeleri falan.. dugmeler var ama rengarenk, beyaz kiyafetime uymaz diye almiyorum. ordan uzaklasirken camdan disari bakiyoruz, ve baska bi grup halinde ayrilan gercek doktorlar goruyoruz. cama vuruyoruz, kapidaki gorevli tamam siz de gidin diyo ve kapiyi aciyo. sevinc icinde cikiyoruz. bi doktor geliyo, iyi bi arkadasimiz. elindeki tupten yuzumuze bisiler sikiyo. her yerimiz uyusuyo, sonra bize tekme atiyo. aglamaya basliyorum, ne var sanki bizi de goturseniz diye.. kendimden geciyorum. baska bi grup erkek doktor geliyo. ama bizim sozde doktorlar onlara gorunmemek icin kaciyolar bikac dakika. sonra kendilerini gosterdikleinde o gelenlerin de aslinda tamamen oyuncu olduklarini anliyoruz. tekrar yakalaniyoruz, yerde yatiyorum, biri yuzume egiliyo. tam vurucakken gozlerimi kapatiyorum. tekrar actigimda saat sanki cok gec. bakiyorum 9:23. telefonum kapanmis, alarmim calmamis. hazirlanmadan once bilgisayarin basina gecip bunlari yaziyorum.

Tuesday, August 26, 2008

kabuslar

ruyamda 4 kisi geliyo restorana, ama yemek onlardan once gelmis masaya. omido sashimi. pek suslu, pek guzel. ama bi bakiyorum tam tepesinde sac var. eyvah diyorum, musteriler de tam oturuyo, onlar gormeden nasil alicaz? tabagi alip goturup arkada halletsem, geri getirsem anlarlar. olmaz oyle.. sonra bi bakiyorum iki ikisi 4 kisilik o masanin sadece bi tarafina oturmus, arturo'yla nicolas da karsisina gecmis. baliklari tek tek elleriyle duzeltiyolar. ya napiyosunuz diyemiyorum da. yere dusuruyolar bikac parcayi, soyle bi silkeleyip geri koyuyolar tabaga. yapmayin diyorum, guluyolar her zamanki hinzir cocuklar gibi... cok sinirleniyorum..

ikinci ruyamda bi bakiyorum bizim banyoya kedi girmis. yavru, siyah beyaz bisi. cok sevimli. mavi gozleri var. kacicak gibi bakiyo, banyonun kapisini kapatiyorum kacmasin diye, hem ev arkadasima da gosteriyim, kim bilmiyorum.. yakaliyorum kediyi sonra, aliyorum kucaama. tirmiklamaya calisiyo yuzumu falan. abidik gubidik seviyorum. (bu abidik gubidik burda kullaniliyo muydu? yoksa agucuk gugucuk mu dicektim, galiba boyle.) ama kedi manyaklasiyo yavas yavas kollarimi tirmalayip kanatiyo. ev arkadasim geliyo, onun da bi yerlerini kanatiyo. sonra minik bi canavara donusuyo sanki, cok zeki bisi.. bizi yaralamaya basliyo oramizdan buramizdan. engel olamiyoruz. diyorum ki "oldurmemiz lazim, baska care yok. hem biz oldurmezsek gidip baskalarini da yaralar bu." birden boyle dunyayi kurtaricak bi havaya burunuyorum. ama kedi kaciyo. ben valizerimi bi yerde unutuyorum, asansor bozuluyo. korkuyorum. teleferige biniyorum. valizlerimi getiricek olan baska seyleri getiriyo, benimkileri unutuyo. annemin evine gidiyorum, kardesim bana sarilip agliyo, konusmadan, oylece.. o bana sarilip aglarken msn'inde yazilanlari okuyorum, hic hosuma gitmiyo. ne cabuk buyumus bu diyorum. evi su basmis, annem sigarayi birakmis. kedi birini oldurmus..